İki inancın ortak olarak kullandığı oldukça fazla nokta olmasına karşın; ilahiyat açısından ele alındığında, inançların temellerini oluşturan birtakım ana konularda aslında hiç de birbirlerine yakın olmadıklarını görüyoruz.

Bizim inancımızın temelini Mesih İsa oluşturur. Doğal olarak bu, başka inançtaki kişilerin bakış açılarına ters düşmektedir. Bizim inancımızla, ülkemizin birçok vatandaşının izlediği inancın bazı kavramlarında ilk bakışta bir aynılık görülmektedir. Ama bu kavramlara yakından bakıldığında; anlam olarak birbirinden ayrıldıkları da dikkatlice incelenmelidir.

Şimdi bunu salt ayetlere bakarak, yorum olmaksızın nasıl ayrıldıklarını görelim.”Kur’andaki sure isimlerini belirtmeden sadece sure numaraları ile yazdım affınıza sığınarak”

 

1.Kurtuluş yolu:

Kur’an-ı Kerim 7:8-9 “O gün, iyi ve kötüyü ayıran ölçü haktır. Atık kimin ölçülüp tartılacak şeyleri ağır basarsa kurtuluşa erenler onlar olacaktır.”

İncil-i Şerif/Yuhanna 3.3-7 “Sana doğrusunu söyleyeyim: Bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın egemenliğine giremez.”

Kur’an-ı Kerim 21:47 “Kıyamet günü için adalet terazilerini kuracağız-adaleti terazilere koyacağız-…hardal tanesi kadar bir şey olsa onu ortaya getiririz.”

İncil-i Şerif/Galatyalılar 2:16 “Kişinin Kutsal Yasa’nın gereklerini yapmakla değil, İsa Mesih’e olan imanla aklandığını biliyoruz.”

Kur’an-ı Kerim 23:102-103 “Artık kimin tartıları ağır gelirse onlar kurtulmuş olacaklardır. Kimlerin(amellerinin) tartıları ağır gelirse işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”

İncil-i Şerif/ Efesliler 2.8-13 “İman yoluyla lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.”

Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi; Kur’an-ı Kerim’e göre kurtuluş için Yüce Tanrı’yı hoşnut edecek amellerin işlenmesi gerekmektedir. Bunların işlemesi sonucu bir yargılamadan geçilecek ve sonuçta Tanrı uygun görürse kurtuluşa erişilebilecektir.

İncil-i Şerif’e göre ise; Kurtuluş ancak İsa Mesih’i Tanrı Söz’ü olarak yürekten kabul etmekle söz konusudur. İyi amellerin sonucu değil…Çünkü bu, kişilerin yaptığı iyi işlerden ötürü övünmesini getirmektedir.

Bu iki bakış açısında da gördüğümüz gibi oldukça büyük bir farklılık vardır. Bir inançta Mesih İsa Kurtuluşun şartı iken; diğer inançta ise iyi işlerin sürekli olarak yapılması kurtuluşun şartı haline gelmektedir.

 

2.Kefaret:

Kutsal Kitap inancına göre, başından beri günahlarımızın bedelinin ödenmesi söz konusudur. Bu önceleri kurban sunularıyla gerçekleştiriliyordu. Mesih İsa haçtaki ölümüyle, O’nu Kurtarıcı olarak kabul edenler için bir kefaret, bir bedel ödemektedir. Ancak günahlarımız böylelikle bağışlanacaktır. Tabi ki bu, günah işlemeye devam edeceğimiz anlamında alınmamalıdır. Çünkü bu, tam bir tövbe demektir ve mecaz anlamda “Yeniden Doğuş”tur. Sonsuz hayatın, cennet yaşamının daha dünyada başlaması demektir. Ve bu bizler için önemli bir kavramdır.

Kur’an-ı Kerim 17:15 “Hiçbir günahkar, bir başka günahkarın yükünü taşımaz.”

İncil-i Şerif/Romalılar 5:6-8 “Biz daha günahkarken, Mesih bizim için öldü.”

Bu ayetlere bakıldığında; Mesih İnanlısının günahlarının bağışlanması için, Mesih İsa’nın kendi günahları için öldüğüne inanması şartı vardır. Bağışlama Eski antlaşma Levililer 17:11’de: “Çünkü etin canı kandadır; ve ben onu mezbaha üzerinde canlarınıza kefaret etmek için size verdim; çünkü candan ötürü kefaret eden kandır.” denildiği gibi, Adem ile Havva’nın itaatsizliği ile günah yükünü yüklenen insanın; bu yükünü kaldıracak olan Tanrı’nın Söz’ü MESİH İSA’dır. Çünkü Tanrı’nın belirttiği gibi birçoklarının günahlarına kefaret olsun diye, beden almış Tanrı Söz’ü çarmıh üzerinde kanını dökmüş ve bu kana iman edenlere de kefaret olmuştur. Bu kana iman edenleri yeniden doğmuş gibi tertemiz yaparak; önlerine Tanrısal bir yaşam sürebilmeleri için yepyeni bir yol açmıştır.

Kur’an-ı Kerim’e göre herkes kendinden ve kendi günahlarından sorumludur. Allah’a imanla, iyi işler yapar ve ibadetlerini yerine getirirlerse Allah’ın izniyle cennete gidebilirler. Ayrıca hiç kimse, bir başka kimsenin günah yükünü taşıyamaz.

Bu ayetlere göre de yine iki inancın bakış noktaları kesin olarak ayrılmaktadır. Mesih İnancına göre; Mesih başkalarının günahları uğruna canını vermiştir. Kur’an-ı Kerim’e göre ise, hiç kimse bir başkasının günahlarını taşıyamamaktadır.

 

3.Günah:

Günah kavramı, iki inancın da hassasiyetle üzerinde durduğu bir kavramdır. Tanrısal bir yaşam sürmenin en önemli noktalarından biri günaha yaklaşmamak ve geçit vermemektir. Ama günah kavramına bakışı, tabandan tavana doğru incelediğimizde; büyük farkların olduğu gözümüze çarpmaktadır.

En büyük fark, kişilerin doğduğu anda günahkar olup-olmadıkları konusundan başlar.

İslam inancına göre her yeni doğan kişi günahsızdır. Tertemizdir. Daha sonra günahla tanışırlar.

Oysa Mesih İnancında günah, isyandır. İnsanın doğasında günah, isyan vardır. Bu nedenle HERKES günah işlemiştir. GÜNAHSIZ KİŞİ YOKTUR. “Bende hiç günah yoktur.” diyen kişide bile Adem ve Havva’dan gelen itaatsizlik, isyan tohumu bulunmaktadır. Bilindiği gibi Tanrı tarafından kendilerine birçok şey sunulduğu halde, Adem ve Havva itaatsizlik etmişlerdi. Bu nedenle de Tanrı’nın yargısına maruz kalmış ve itaatsizliklerinin bedelini hem ruhsal, hem de fiziksel anlamda ölümle ödemişlerdir. ÇÜNKÜ GÜNAHIN SONUCU ÖLÜMDÜR…Bu özellikle, ruhsal anlamda “TANRI’DAN KOPUŞ” anlamındadır.Fakat fiziksel anlamda da ölümlülüğü beraberinde getirmiştir.

İnsanın sonsuz yaşamı elinden alınmıştır. Ama Tanrı insanlarına olan sevgisinden ötürü, onları böyle bir yargıyla baş başa bırakmamış; alternatifini de birlikte sunmuştur. Bu da, MESİH İSA’NIN KANINA OLAN İMANLA SUNULAN SONSUZ YAŞAM’dır. Bu günahı, bu itaatsizliği ancak Mesih’in kanı ortadan kaldırabilir. Buna iman edenler, işte ancak o zaman sonsuz yaşam edinebilirler.

Cep İlmihali, Diyanet Yayınları: “Normal yaradılışta insanın ruhu, pak ve temizdir.”

Ana Britannica sayfa 158, cilt 10 “İslam’a göre bütün insanlar doğuştan günahsızdır. Ama peygamberler (İmamiye’ye göre imamlar) dışında bütün insanlar günah işleyebilir.”

Kur’an-ı Kerim 33:5 “Yanılarak işlediğini şeyde üzerinize günah yoktur; fakat kalplerinizin kastetmiş oldukları müstesna…”

İncil-i Şerif/ Romalılar 3:23 “Çünkü HERKES GÜNAH İŞLEDİ, TANRI’NIN YÜCELİĞİNDEN YOKSUN KALDI.”

 

4.Günahın Affı:

Kur’an-ı Kerim 2:271 “Sadakalarınızı açıklarsanız bu da güzeldir. Ama onları gizler ve yoksullara bu şekilde verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır; günahlarınızdan bir kısmını örter.”

İncil-i Şerif/ Matta 26:28 “Çünkü bu BENİM KANIMDIR. GÜNAHLARIN BAĞIŞLANMASI İÇİN BİR ÇOKLARI UĞRUNA AKITILAN ANTLAŞMANIN KANIDIR.”

Yukarıdaki ayetler karşılaştırıldığında temel ayrılık olarak göze çarpan; Kur’an-ı Kerim’e göre iyilik işleyerek günahların bağışlanmasının söz konusu olması.

İncil-i Şerif’e göre ise; Mesih İsa’ya İMANLA GÜNAHLARIN AFLIK KAZANMASIDIR.

Mesih inancı, adı üstünde olan bir inançtır. Mesih İsa “Kelamullah” olduğuna göre Tanrı Söz’ü olarak; TANRI BUYRUĞU’dur. TANRI ÖRNEĞİ’dir, TANRI KURTARIŞI’dır. Bu nedenle inancımız için “HER ŞEY” demektir.

Burada yanlış anlaşılan, Hıristiyanların İsa adında bir peygambere tapındıkları tarzındaki yaklaşımdır. MESİH İSA TANRI’NIN BEDENDE AÇIKLADIĞI SÖZ’Ü, KURTARIŞI’dır. Bu anlamda “OL” kelimesinin yeryüzünde bir insan bedeninde daha önceden vaat edildiği üzere ilanından başka bir şey değildir. Kelimenin kaynağı kim ise; kelimenin kendisi de O’dur. Yalnız ve yalnız gözle görünmez Tanrı’nın yarattığı insanına olan sevgi ve şefkatinin sonucunda sunduğu Kendi Söz’üdür. Görünen, Kurtarış Tasarısıdır.

İşte bu nedenle biz, eğer gerçek Sahibe iman edersek; ancak günahlarımızın sonsuza dek bağışlanacağına ve bu büyük bağışlama gücüyle artık günah işlemekten tamamen kaçınan kişiler olacağımıza inanmaktayız.

 

5.Düşmanlara Bakış açısı:

Kur’an-ı Kerim 2:178“Ey iman edenler, ölenler hakkında üzerinize kısas yazılmıştır.”

İncil-i Şerif/İbraniler 10:30 “….öç benimdir, karşılığını ben vereceğim…”

Kur’an-ı Kerim 8:39 “Fitne kalmayıncaya ve din tümüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.”

İncil-i Şerif/ Luka 6:26-38 “…….Düşmanlarınızı sevin…”

Kur’an-ı Kerim 4:91, 104 “Bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barışa gitmezler ve ellerini sizden çekmezlerse onları yakalayın, tuttuğunuz yerde öldürün. İşte böylelerinin üzerine gitmeniz için size açık bir izin ve kuvvet vermiştir….Düşman topluluğu izlemekte gevşeklik göstermeyin.”

İncil-i Şerif/ Matta 5:3839 “Sağ yanağınıza tokat atana öbür yanağınızı da çevirin.”

İncil-i Şerif/ Romalılar 12:9-21 “…Düşmanın acıkmışsa onu doyur, susamışsa su ver…”

Düşmanlık; dünya içinde varlığı inkar edilemez bir kavramdır. Dünyada düşmanlık oldukça çok. Burada düşmanlığa karşı iki inancın yaklaşımının ne kadar büyük bir farklılık gösterdiğinin farkına varıyoruz. İslam inancının görüşü kendini savunma, gerekirse savaşmadır. Yani birtakım saldırılara, haksızlıklara karşı etkin direniş taraftarıdır. Buna İslam ruhundan bakılırsa, oldukça akılcıdır.

Mesih inancında ise; tamamen pasif bir direniş fikri söz konusudur. Haksızlıklar ve düşmanlıklar olduğunda, Mesih inanlısının tepkisiz kalması, yalnızca ve yalnızca Yaradan’a sığınması söz konusudur. Bu da İncil’in görüşüdür. Mesih inancı, tehdit durumunda dahi bir Hristiyanın silaha sarılmasına müsaade etmemektedir.

Haçlı zihniyeti ve Haçlı seferleri ile Mesih İsa’nın buyruklarının tam tersini uygulamaya cüret eden birtakım kimlikte Hıristiyan olan kişiler; hem kendileri helak olmuş, hem de Tanrı’nın buyruklarının yanlış anlaşılmasına neden olmuşlardır. Bu, her inanç için geçerli bir durumdur. İnançlar ehil ellerde ve özlerine uygun yaşanılmazsa; çok yıkıcı olabilir.

 

6.Din Kavramı:

Kur’an-ı Kerim 3:19 “Allah katında din, İslam’dır.”

Incil-i Şerif/ Yuhanna 10:10 “Ben insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim.”

Kur’an-ı Kerim 3:85 “Kim, İslam’dan gayrı bir din ararsa artık o ondan asla kabul edilmeyecektir.”

İncil-i Şerif/ Yuhanna 14:6 “İsa: ‘Yol, Gerçek, Yaşam Ben’im.’ dedi.”

Mesih inancına göre ayetlerde izlenilmesi istenilen bir yol, bir yaşamdır. Yani Mesih inancının bir yaşam tarzı olduğu vurgulanmaktadır. İncil-i Şerif’te Mesih inancının bir din olduğu görüşüne rastlanmamaktadır. Mesih’e benzeyenler, Mesih’i izleyenler, O’nun gibi, O’nla bütünleşerek, Tanrı Söz’ünde Tanrı’ya benzeyenler şeklinde bir yaklaşım vardır.

İslam inancında ise: “Allah indinde din, İslam’dır.” Bir tarafta yol, gerçek ve yaşam Tanrı Söz’ü Mesih’in kendisiyken; diğer tarafta “Allah indinde din, İslam’dır.”

Görüldüğü gibi ikisi arasında apayrı bir bakış, apayrı bir düşünce tarzı söz konusudur.

 

7.Cennet Hakkında:

Kur’an-ı Kerim 2:25 “Onlar için orada tertemiz eşler de vardır.”

İncil-i Şerif/ Matta 22:23-33 “Dirilişten sonra insanlar ne evlenirler, ne de evlendirilirler, gökteki melekler gibidirler.”

Yalnızca bu iki ayete bakmak bile, iki inancın cennet hakkında aynı düşüncede olmadıklarını göstermeye yeterlidir. Cennet sözcüğü üzerinde bir beraberlik vardır. İki inanç da ölümden sonra cennet ya da cehennem kavramlarının olduğundan bahseder. Ama bu kavramların açıklamalarına gelindiğinde; aynı şeylere inanılmadığı görülmektedir.

İslam inancında cennete nail olan kişiler için tertemiz eşler olacaktır. Mesih inancında ise bu, söz konusu değildir. Onlar orada ne evlenirler, ne de evlendirilirler, gökteki melekler gibidirler.

 

8.Cehennem Hakkında:

Kur’an-ı Kerim 11:106-107 “Bahtsızlığa düşenler ateş içindedir…Rabbinin dilemesi hariç. Gökler ve yer durdukça onlar orada hep kalacaklardır.”

İncil-i Şerif/ Esinleme 14:9-11 “Tanrı gazabının kasesinde saf olarak hazırlanmış Tanrı öfkesinin şarabından içecektir. Böylelerine kutsal meleklerin ve Kuzu’nun önünde ateş ve kükürtle işkence edilecek. Çektikleri işkencenin dumanı sonsuzlara dek tüter..gece gündüz rahatları yoktur.”

Cehenneme ilişkin bu ayetlerde de yaklaşım farklıdır. Kuran’a göre mü’min olup cezalarını çekenler Tanrı’nın istemiyle yeniden cennete geçebilme şansına sahiptirler.

İncil’e göre ise; cehennemde kalanlar artık sonsuza dek orada kalacaklardır.

 

9.Şeytan Hakkında:

Birçoğumuzun şu ya ad bu şekilde duyduğu gibi Şeytan, Tanrı huzurundan kovulduğu için sürekli olarak insana sorun çıkarıp durmuştur. İnsanı yoldan çıkarmak için elinden geleni kendine verilen süre içinde yapmaktadır. Bu konuda iki inancın bakış açıları hemen hemen yakındır yakın olmasına da; kovuluş nedenine bakıldığında, farklılık hemen ortaya çıkmaktadır. Şeytan, Kur’an-ı Kerim’e göre Adem’e secde etmediği için isyankar olarak Tanrı huzurundan kovulmuştur.

İncil’i Şerif’e göre ise; “Tanrı gibi olmak” istediği için, Tanrı katından kovulmuştur.

Kur’an-ı Kerim 2:34 “Meleklere Adem’e secde edin demiştik de, İblis dışında tümü secde etmişti. İblis yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden olmuştu.”

İncil-i Şerif/ İbraniler 2:5-9 “Ya Rab insanoğlu nedir ki onu anasın, ona ilgi gösteresin. Onu meleklerden biraz aşağı kıldın.”

Özellikle İbraniler 2:5-9. ayetlerini okuduğumuzda; İncil’in Kur’an-ı Kerim’den hangi konuda ayrılarak Şeytan’ın Adem’e secde etmediği fikrinde olduğunu anlamamız mümkündür. Bu ayete göre zaten melekler yaratılan insandan biraz daha üstün olarak algılanmaktadır. Böyle olunca da Şeytan’ın Adem’e secde etmesi şeklinde bir düşünceyi İncil İlahiyatı kabul edememektedir. İncil İlahiyatına göre; Şeytan’ın “Tanrı gibi olma” arzusundan ötürü Tanrı katından kovulduğu fikri söz konusudur. Şeytan’ın kovulma nedeni için Kutsal Kitap İşaya 14:12-17 ve Hezekiyel 28:1119. bölümlerini okumanız gerekecektir.

 

10.Kadercilik:

Kur’an-ı Kerim’e göre; “hayır ve şer, Allah’tandır.” Zaten İslam Amentüsünde bu belirtilmektedir. “Hayır ve Şer Allah’tandır.”

İncil inancına göre ise yalnızca iyilikler, hayır Allah’tandır. Şer; yani kötü olan, insanın kendi yanılgısı, kendi sapıklığı ve Şeytan’a uyması sonucunda başına gelmektedir.

Kur’an-ı Kerim 35:8, ayrıca bkz. 74:31, 13:27, 14:4 “Allah dilediğini saptırır, içinde bırakır, dilediğini de doğruya ve güzele kılavuzlar.”

İncil-i Şerif/ 2.Petrus 3:9, ayrıca bkz. Romalılar 9:14, Esinleme 22:17 “Çünkü hiç kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbeye gelmesini bekliyor.”

 

11.Kutsal Ruh:

İki inanç arasında değişik olarak algılanan bir konu da Kutsal Ruh konusudur.

İslam inancına göre Kutsal Ruh, Cebrail’dir.

Oysa Mesih inancına göre; Tek Olan ve Kendisini “Baba,Oğul ve Kutsal Ruh’ta” açıklayan Tanrı’nın Kendini açıkladığı Üçüncü Kişi’liktir.

Bugün bizlerde Tanrısal yaşamı gerçekleştiren, bizi teşvik eden Tanrısal işlevdir. Kutsal Ruh aynı zamanda Tanrı’nın Kendisidir. Yani Tanrı Ruh’tur. Mesih İsa’yı Kurtarıcı ve Rab olarak kabul eden her kişide Rab’bin Ruh’u bulunur. Yani Tanrı’nın Ruh’u o kişidedir. O kişide işler. Mesih İsa’da Tanrı ile olan ilişkide Tanrı’nın Ruh’u bizi doluluğuyla teşvik eder, destekler. Bu adeta görkemli, tek Tanrı’yı; üç boyutlu olarak görmek, hissetmek ve yaşamak gibi bir şeydir.

Kur’an,ı Kerim 2:87 “Meryem Oğlu İsa’ya da açık seçik deliller verdik ve kendisini Ruh’ul Kudüs ile güçlendirdik.”

Eyub 33:4 “Allah’ın Ruhu beni yarattı.”

İncil-i Şerif/ 2.Korintliler 3:17 ayrıca bkz.Luka 1:35 “Rab Ruh’tur ve Rab’bin Ruhu neredeyse orada özgürlük vardır.”

 

12.Üçlük:

Kur’an ile İncil arasında en derin ayrılık; bu noktada ortaya çıkmaktadır. Kur’an-ı Kerim üçlüğü, tek Tanrı inancıyla bağdaştırmamaktadır. İncil ise üçlüğü, bir’lik inancının bir ifadesi olarak görmektedir.

Kur’an-ı Kerim 4:171 “Meryem Oğlu İsa Mesih, Allah’ın resulü ve kelimesidir. Onu, kendisinden bir ruhla beraber Meryem’e atmıştır….üçtür demeyin….”

İncil-i Şerif/ Matta 28:18 “Gidin: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh aracılığıyla vaftiz edin.”

Açıklama: İnancımıza göre Yüce Tanrı’nın vahdaniyetinden (Birliğinden) hiçbirimizin kuşkusu yoktur. Yüce Tanrı Kendisinin üç ayrı şahsiyetini tanıtmaya, daha Kutsal Kitap’ın ilk başında başlamıştır:

I. “Başlangıçta Allah gökleri ve yeri yarattı ve yer ıssız ve boştu ve enginin üzerinde karanlık vardı.”

Ayetin bu birinci bölümünde Tanrı’nın o gözle görülmez özünü, yani mecaz anlamda “BABA” dediğimiz kişiliğini görüyoruz.

II. “Allah’ın Ruhu suların yüzü üzerinde hareket ediyordu.”

İkinci cümlesinde ise Tanrı’nın Kutsal Ruh dediğimiz kişiliğini görüyoruz.

III. “Ve Allah DEDİ: Işık olsun, ışık oldu….” (Tekvin 1:1-3)

Burada ise Tanrı’nın “SÖZ” dediğimiz ve Mesih İsa’da dünyaya gelen kişiliğini, Allah Kelamını görüyoruz. Kelamullah özelliğini öğreniyoruz.

Yani bu ayetlere göre Tanrı daha Tevrat’ın ilk ayetlerinde, ilk vahyinde tek olan varlığının, Üç kişilikte nasıl işlediğini bize anlatmaktadır. Bizim ilahiyatımıza göre Kutsal Üçlük sonradan ortaya çıkarılmış bir düşünce, Tanrı’ya eş koşma değildir. Bu, Tek olan Tanrı’nın; Kendisini üç boyutta açıklamasından başka bir şey değildir. Bu, Tanrı’nın Kendisini “Görünmez Öz, Görünür Söz ve İşleyen Ruh” olarak açıklamasıdır. Kısacası; Tevhit’te teslistir. Şimdi Tek Tanrı’nın Üçlükte açıklanışına örnek olan diğer ayetlere bakalım:

İncil-i Şerif/ 2.Korintliler 13:14 “Rab İsa Mesih’in inayeti ve Allah’ın muhabbeti ve Ruhulkudüsün müşareketi hepiniz ile beraber olsun.”

Yuhanna 1.bölümde: “Kelam başlangıçta var idi. Kelam Allah nezdinde idi, Kelam Allah idi….Her şey onun ile oldu (OL sözü) ve olmuş olanlardan hiçbir şey onsuz olmadı. Hayat onda idi ve hayat insanların nuru idi….Ve Kelam beden olup inayet ve hakikat dolu olarak aramızda sakin oldu. Biz de onun izzetini, Baba’nın biricik Oğlu’nun izzeti olarak gördük.” şeklinde bir anlatım vardır.

Bu ayette çok kesin olarak Baba ile Oğul arasındaki ilişkiyi görmekteyiz. Yani Yüce Tanrı ve Söz’ü, buradaki açıklamayla bu birliğin içindeki üç kişiliğin birbiriyle alakasının ne denli birbiri içine işlenmiş ayrılmaz bir motif olduğunu görmek mümkündür. Aynı bir insanda olduğu gibi: Biz bir bütünüz ama aynı zamanda sözümüz, hem canımız ve hem de ruhumuz var. Hem Yüce Allah kendi özünü bize böyle takdim etmek istediyse; buna kim engel olabilir?

Biz Kutsal Kitap’ın bize açıkladığı gibi Yüce olan ve Tek olan Allah’ı bu şekilde tanıyor ve algılıyoruz. Yine Tevrat’ın başında yer alan ayette Yüce Tanrı’ya verilen ismin çoğul olması ve Tanrı’nın çoğul ifadede hitabı da Kutsal Üçlük için oldukça önemli bir açıklamadır. Özellikle bu ifadelerin Kutsal Kitap’ın başında yer alması, üçlemenin sonradan ortaya çıkarıldığı tarzındaki fikrin doğru olmadığına dair güzel bir kanıt oluşturmaktadır.

Tekvin 1:1 “Başlangıçta Allah (Elohim=Çoğul) gökleri ve yeri yarattı.”

Tekvin 1:26-27 “…..suretimize ve benzeyişimize göre insan yapalım…..”

Bütün bu çoğul ifadeler, Tek olan Tanrımızı başka tanrılara eşlemek, çok ilahlara tapmak değil; Tevhitte, yani birlikte teslisi (üç kişiliği) daha başında bize tanıtmak içindir.

 

13.Tanrı’nın Oğlu Hakkında:

Kur’an-ı Kerim Mesih İsa’dan sürekli olarak “Meryem Oğlu İsa” diye bahsetmektedir. Oysa İncil-i Şerif’e baktığımızda; Mesih İsa’dan “Tanrı Oğlu” olarak söz edildiği görülmektedir.

Kur’an-ı Kerim bu konuyu genelde fiziksel oğulluk şeklinde değerlendirmekte ve haklı olarak Tanrı’ya eş koşulma durumunu ortadan kaldırmak için şiddetle karşı durmaktadır. Oysa Mesih İnanlıları “Tanrı Oğlu” sözcüğünü mecaz anlamda değerlendirmektedirler. Mesih İnancının temeli olan İsa Mesih, Tanrı’nın Söz’üdür. Babasız olarak bir bedende bütün insanların kurtuluşu için dünyaya gönderilmiştir. O’nun babası herkesin babası gibi insanoğlu değildir. Fiziksel anlamda O’nun babası yoktur. O’nun dünyaya gelişi büyük bir mucizedir. Bu nedenle O’nun bu mucizevi doğuşunu sağlayan Ruhsal anlamda bir babası vardır. O, Mesih İnancına göre Tanrı’nın çocuk edinmesi sonucu ortaya çıkmış bir kişi değildir. O’na Tanrı Oğulluğu mecaz anlamda bir unvan olarak, yine Tanrı’nın Kendisi tarafından verilmiştir. Yahudilerin hem kendisine, hem annesine sarf ettikleri kötü sözcüklerin hepsini alt edecek; hatta O’nun Tanrı Söz’ü olarak dünyadaki görkemli hizmetini nesillere aktarabilecek derecede yüksek bir unvan Tanrı tarafından verilmiştir. İşte bu nedenle inancımıza göre Mesih İsa, Tanrı Oğlu’dur. Tanrı Söz’üdür. Tanrı Kelimesidir.

İki kitap arasındaki bu farklı algılayış, özellikle Arapça olarak bu konuda iki kitapta yer alan ayetlerin karşılaştırmasıyla iyiden iyiye belirginleşmektedir. Kur’an-ı Kerim’de bu oğulluk kavramı “Tanrı çocuğu” olarak ele alınmaktadır. Yani “Veled’ullah” gibi. Oysa İncil-i Şerif’te kavram “İbnullah” olarak bir unvan anlamda alınmaktadır. Zaten Luka 1:26-35’te bu unvanın verilişi anlatılmaktadır.

Şimdi bu konudaki ayetlere bakalım:

Kur’an-ı Kerim 2:116 “Allah çocuk edindi dediler. Haşa ! böyle bir şeyden arınmıştır O !”

İncil-i Şerif/ Matta 16:16 “Simun Petrus: ‘Sen yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin’ cevabını verdi. İsa ona: ‘NE mutlu sana ! …bu sırrı sana açan insan değil, göklerdeki Babamdır.’ dedi.”

İncil-i Şerif/ Luka 1:26-35 “Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, en yüce Olan’ın gücü senin üstüne gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı Oğlu denecek.”

Yukarıda anlatmak istediğimiz gibi, eğer bir kişi inancımızı doğru olarak algılamak, en azından bizim neye inandığımızı tam olarak bilmek istiyorsa; Mesih İsa bizler için tam anlamıyla Ruhsal anlamda Tanrı Oğlu’dur. O fiziksel anlamda Yüce Tanrı’nın çocuk edinmesiyle ortaya çıkan bir kişi asla ve asla değildir. Fiziksel anlamda Tanrı Oğlu değildir ama Tanrı’nın Ruh’undan geldiği için biz O’na “Tanrı’nın Oğlu” deriz.

Aslında buna benzer birtakım mecazlar güncel hayatımızda da kullanılır. “Paşa çocuğu” gibi… İşte Mesih İnancının “Tanrı Oğlu” diye kastettiği de, bedenin özündeki Tanrı Söz’ünün Tanrı ile yakın olan Ruhsal bağını belirginleştirmekten başka bir şey değildir.